Ticari İşletmenin Devri ve Devrin Hukuki Sonuçları

3–5 dakika
Ticari İşletmenin Devri

Yıllardır aynı adreste faaliyet gösteren bir matbaayı ya da mahalle fırınını devralan biri, aslında tek tek makineleri, hammadde stoklarını veya kira sözleşmesini satın almaz; o işletmeyi bütün bir yapı olarak, geçmişiyle ve devam eden ilişkileriyle birlikte teslim alır. Türk hukukunda bu tür devirler, adi bir satım sözleşmesinden farklı bir teknik çerçeveye oturur ve devreden ile devralanın karşılıklı yükümlülükleri kanunla ayrıca düzenlenir. Ticari işletmenin devri başlığı altında toplanan bu düzenlemeler, hem ticaret hukukunun hem borçlar hukukunun hem de iş hukukunun kesiştiği bir alanda uygulama bulur.

Ticari İşletmenin Bütün Halinde Devri

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 11. maddesinin üçüncü fıkrası, ticari işletmenin içerdiği malvarlığı unsurlarının her biri için ayrı ayrı tasarruf işlemi yapılmasına gerek kalmaksızın bir bütün hâlinde devredilebilmesine imkân tanır. Bu düzenlemeden önce, bir işletmenin devri fiilen mümkün olsa da, taşınmazlar tapu sicilinde, markalar ayrı bir devir sözleşmesiyle, alacaklar temlik yoluyla, demirbaşlar ise zilyetliğin devriyle olmak üzere unsur unsur aktarılması gerekiyordu. TTK m.11/3 ile birlikte duran malvarlığı, işletme değeri, kiracılık hakkı, ticaret unvanı ve diğer fikri mülkiyet hakları ile işletmeye sürekli olarak özgülenmiş malvarlığı unsurları, tek bir devir sözleşmesinin konusu hâline gelmiştir. Bu yaklaşım, işletmenin ekonomik bütünlüğünü koruyarak devrin pratikte daha işlevsel yürütülmesini amaçlar; ancak eşya hukukunun belirlilik ilkesiyle ne ölçüde bağdaştığı doktrinde hâlâ tartışılan bir konudur.

Devir Sözleşmesinin Şekli, Tescili ve İlanı

TTK m.11/3 uyarınca ticari işletmenin bir bütün hâlinde devrine ilişkin sözleşme yazılı şekilde yapılmak zorundadır; bu şekil şartı sözleşmenin geçerlilik koşuludur ve eksikliği hâlinde devir hüküm ifade etmez. Yazılı sözleşmenin varlığı tek başına yeterli değildir; devrin ticaret siciline tescil ettirilmesi ve Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edilmesi gerekir. Tescil ve ilan, yalnızca işlemin üçüncü kişilere karşı bilinir hâle gelmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda devredenin sorumluluğunun sona erme sürecinin başlangıç noktasını da belirler. Uygulamada işletmenin faaliyetine kesintisiz devam etmesi beklendiğinden, tescil ve ilan işlemlerinin devir tarihiyle eş zamanlı yürütülmesi, hem devreden hem devralan açısından ileride doğabilecek sorumluluk tartışmalarını önlemek bakımından önem taşır.

Devirden Önceki Borçlardan Sorumluluk

Ticari işletmenin devrinde borçların akıbeti, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 202. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre bir işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte devralan kişi, devri alacaklılara bildirdiği veya Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan ettiği tarihten itibaren işletmenin borçlarından alacaklılara karşı sorumlu hâle gelir. Aynı maddenin ikinci fıkrası, devreden ile devralanın bu borçlardan iki yıl süreyle müteselsilen sorumlu olmaya devam edeceğini öngörür; bu süre, muaccel borçlar bakımından bildirim veya ilan tarihinden, henüz muaccel olmayan borçlar bakımından ise vadenin geldiği tarihten işlemeye başlar. Yerleşik uygulamada da vurgulandığı üzere, devir sözleşmesi taraflar arasında hüküm doğursa bile alacaklıların haklarını ortadan kaldırmaz ve devralan, gerekli bildirim ile ilan yükümlülüklerini yerine getirmedikçe iki yıllık müteselsil sorumluluk süresi işlemeye başlamaz. TTK m.11’in bu konuda ayrıca bir sorumluluk rejimi öngörmemesi nedeniyle, ticari işletme devirlerinde TBK m.202’nin tamamlayıcı olarak uygulandığı kabul edilmektedir.

İş Sözleşmelerinin Akıbeti

İşletmenin devri, orada çalışan işçilerin hukuki konumunu da doğrudan etkiler. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 6. maddesine göre işyeri veya işyerinin bir bölümü hukuki bir işlemle başkasına devredildiğinde, devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçlarıyla birlikte devralana geçer; işçinin kıdeme bağlı hakları hesaplanırken devreden işveren nezdinde geçen süre de dikkate alınır. Devirden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumlu tutulur, ancak devreden işverenin bu sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yılla sınırlıdır. Kanun, işyerinin veya bir bölümünün devredilmiş olmasının tek başına geçerli bir fesih nedeni sayılamayacağını da açıkça hükme bağlamış, ancak ekonomik, teknolojik veya iş organizasyonuna dayalı fesih haklarını saklı tutmuştur. Bu düzenleme, işletme devrinin ticari sonuçları kadar, çalışanların iş güvencesi bakımından da gözden kaçırılmaması gereken bir boyutu olduğunu ortaya koyar.

Sözleşmelerin Devri ve Kiracılık Hakkının Durumu

İşletmenin faaliyetini sürdürmesini sağlayan tedarik, hizmet veya kira sözleşmeleri gibi devam eden sözleşme ilişkilerinin akıbeti, TTK m.11/3’ün lafzından her zaman açık biçimde çıkmaz. Genel borçlar hukuku ilkelerine göre bir sözleşmenin tarafının değişmesi, karşı tarafın rızasını gerektirir; bu nedenle işletmeye ait sözleşmelerin devralana geçmesi kural olarak sözleşmenin diğer tarafının onayına bağlıdır. Buna karşılık kiracılık hakkı, TTK m.11/3’te işletmenin bütün hâlinde devrine konu olan unsurlar arasında ayrıca sayılmıştır; bu nedenle işletmenin faaliyet gösterdiği yerin kira ilişkisinin, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 323. maddesinde öngörülen kiralayan onayı aranmaksızın devredilebileceği görüşü doktrinde ağırlık kazanmaktadır. Bu istisnai yaklaşım, işletmenin fiilen faaliyet gösterdiği mekânla bütünlüğünü koruma amacına dayanır; ancak kiralayanın menfaatlerinin nasıl korunacağı sorusu, uygulamada somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmeyi gerektirir.

Ticari işletmenin devri, tek bir sözleşmeyle sonuçlanan basit bir el değiştirme değil; ticaret sicili işlemlerinden borçlar hukukundaki sorumluluk rejimine, iş hukukundaki işçi haklarından sözleşme ilişkilerinin akıbetine kadar birden fazla hukuk dalını aynı anda ilgilendiren katmanlı bir süreçtir. TTK m.11/3’ün getirdiği bütünlük ilkesi işlemi pratikte kolaylaştırsa da, tescil ve ilanın etkisine, borçlardan sorumluluğun kapsamına ve sözleşmelerin devrine ilişkin sorular somut olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilmeyi gerektirir. Devir öncesinde işletmenin hukuki ve mali durumunun bütüncül biçimde incelenmesi, hem devreden hem devralan açısından ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önüne geçilmesine katkı sağlar.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut uyuşmazlıklarda bir avukattan hukuki destek almanızı öneririz.

Bir Cevap Yazın

Şahin & Şahin Hukuk Bürosu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin