Bir kişinin çekmecesinde bulunan, tarihsiz ve imzasız bir kağıt parçası, üzerinde “mal varlığımı şu şekilde paylaştırmak istiyorum” yazsa dahi hukuken vasiyetname sayılmaz. Türk hukukunda ölüme bağlı tasarruflar, yalnızca içerik değil, aynı zamanda şekil bakımından da kanunun aradığı koşulları taşımak zorundadır. Bu ayrım, pek çok mirasçının sonradan öğrendiği ve zaman zaman uzun süren uyuşmazlıklara yol açan bir gerçektir. Türk Medeni Kanunu, vasiyetnamenin üç farklı şekilde düzenlenebileceğini kabul eder; her birinin kendine özgü koşulları, avantajları ve zayıf noktaları vardır.
Vasiyet Yapma Ehliyeti Kimlere Tanınır?
Vasiyetname düzenleyebilmek, herkese açık bir imkan değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 502. maddesi, vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip olma ve on beş yaşını doldurmuş olma şartlarını arar. Bu iki koşul birlikte gerçekleşmediği sürece düzenlenen bir vasiyetname, ehliyetsizlik nedeniyle iptal davasına konu olabilir. Ayırt etme gücü, yalnızca akıl hastalığı veya akıl zayıflığı gibi kalıcı durumlarla sınırlı değildir; geçici bir bilinç bulanıklığı, ağır ilaç etkisi ya da yoğun duygusal baskı altında alınan kararlar da tartışma konusu olabilir. Uygulamada, özellikle ileri yaşta veya sağlık sorunları süregelen kişilerin düzenlediği vasiyetnamelerde ehliyet meselesi, mirasçılar arasındaki uyuşmazlıkların en sık gündeme gelen başlıklarından biridir.
Resmî Vasiyetname: İki Tanık ve Bir Resmî Memur Eşliğinde Düzenleme
Kanunun 531. maddesi, vasiyetin resmî şekilde, mirasbırakanın el yazısıyla ya da sözlü olarak yapılabileceğini düzenler. Bu üç şekilden resmî vasiyetname, 532 ila 537. maddelerde ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. TMK m.532 uyarınca resmî vasiyetname, iki tanığın katılımıyla resmî bir memur tarafından düzenlenir; bu memur bir sulh hukuk hâkimi, noter veya kanunla yetkilendirilmiş başka bir görevli olabilir. Mirasbırakan, düzenlenen metni okuyup imzalayabiliyorsa bizzat imzalar; okuma veya imzalama güçlüğü varsa memur metni tanıklar huzurunda yüksek sesle okur ve mirasbırakanın sözlü onayı imza yerine geçer. Tanıkların kimliği de tesadüfe bırakılmamıştır; TMK m.536, belirli yakınlık veya menfaat ilişkisi içindeki kişilerin bu süreçte tanık ya da düzenleyici memur olarak yer almasını yasaklar, çünkü amaç mirasbırakanın iradesinin dışarıdan hiçbir etkiye maruz kalmadan belgeye yansımasını güvence altına almaktır.
El Yazılı Vasiyetname: Az Formaliteyle Yüksek Risk
El yazılı vasiyetname, resmî vasiyetnameye kıyasla çok daha az formalite gerektirir; ne bir memura ne de tanığa ihtiyaç duyulur. Ancak bu sadelik, şekil şartlarının gevşediği anlamına gelmez. TMK m.538, vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve günün gösterilmesi ve metnin başından sonuna kadar mirasbırakanın kendi el yazısıyla yazılıp imzalanmış olması gerektiğini açıkça belirtir. Daktiloyla yazılmış, bilgisayarda hazırlanıp yalnızca imzalanmış ya da bir yakının yardımıyla el yazısı taklit edilerek oluşturulmuş metinler bu koşulu karşılamaz. Tarih unsurunun eksikliği dahi, tek başına geçersizlik nedeni sayılabilir; çünkü tarih, mirasbırakanın vasiyet anındaki ehliyetinin ve olası birden fazla vasiyetname arasındaki önceliğin belirlenmesinde işlevseldir. Mirasbırakan, bu şekilde düzenlediği belgeyi saklanmak üzere bir notere, sulh hâkimine veya yetkili bir memura teslim edebilir; bu teslim belgenin geçerliliğini arttırmasa da kaybolma veya değiştirilme riskini azaltır.
Sözlü Vasiyetname: Yalnızca Olağanüstü Durumlar İçin Bir Kapı
Kanun koyucu, sözlü vasiyetnameyi bir kural değil, istisna olarak tasarlamıştır. TMK m.539’a göre mirasbırakan, yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık veya savaş gibi olağanüstü durumlar yüzünden resmî ya da el yazılı vasiyetname yapamıyorsa sözlü vasiyet yoluna başvurabilir. Bu durumda mirasbırakan, son isteklerini iki tanığa aynı anda bildirir; tanıklardan biri bu beyanı tarih belirterek yazıya geçirir, her iki tanık bu metni imzalar ve belge gecikmeksizin bir hâkime ulaştırılır. Sözlü vasiyetnamenin geçerliliği kalıcı değildir: mirasbırakan, olağanüstü durum ortadan kalktıktan sonra resmî veya el yazılı vasiyetname düzenleme imkanına yeniden kavuşursa, sözlü vasiyetname TMK m.541 uyarınca bir ay içinde hükümden düşer. Bu düzenleme, sözlü beyanın istismara açık niteliği göz önünde bulundurularak, yalnızca gerçekten başka seçeneğin bulunmadığı anlarda başvurulabilecek bir güvenlik supabı olarak konumlandırılmıştır.
Şekil Kurallarının Bağlayıcılığı ve Türlerin Karıştırılmaması
Bu üç vasiyetname türü, birbirinin yerine geçebilecek ya da harmanlanabilecek seçenekler değildir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı (26.03.1962, E.1958/23, K.1962/3), bir vasiyetnamenin kanunda öngörülen şekillerden yalnızca birine tam olarak uyması gerektiğini, farklı türlerin unsurlarının bir arada kullanılamayacağını ortaya koymuştur. Örneğin resmî vasiyetname için öngörülen usul izlenirken el yazılı vasiyetnameye özgü bir unsurun eksik bırakılıp bunun yerine başka bir şekle ait bir özellikle telafi edilmeye çalışılması, belgeyi geçersiz kılabilir. Şekle aykırılık, vasiyetnamenin iptali davasının en sık dayanılan nedenlerinden biridir ve bu dava, miras bırakanın ölümünden sonra menfaati bulunan mirasçılar tarafından açılabilir.
Vasiyetname düzenlemek, kişinin kendi iradesini ölümünden sonrasına taşıma çabasıdır; ancak bu iradenin hukuken korunabilmesi, seçilen şeklin kanunun aradığı unsurları eksiksiz taşımasına bağlıdır. Hangi türün somut duruma uygun düştüğü, kişinin sağlık durumu, yaşadığı yer, erişebildiği imkanlar ve düzenleme anındaki koşullara göre değişir; bu nedenle şekil seçimi, kağıda dökülecek metin kadar özenle düşünülmesi gereken bir aşamadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut uyuşmazlıklarda bir avukattan hukuki destek almanızı öneririz.


Bir Cevap Yazın